Hoşgeldiniz

Bundan böyle yazılarım, resimlerim ve sevdiğim videolar için adresim burası olacak.
Mezuniyet resimleri hemen altta. Buradan da ulaşabilirsiniz.
Zaman içinde çektiğim bazı fotoğraflar için de tıklayın .

Hürriyet'ten...

25 04 2008

Küresel ısınmada bir alt başlık...

İstanbul'a neden bu kadar az yağmur yağdığını eskiden beri bir türlü anlamam. Yanıbaşımızdaki bir çok yere yağmur kar ne varsa yağıyor ama buralar kupkuru çoğu zaman. Trakya'dan kaptırıp gelen yağış sistemlerinin çok defa buralara yağmadığını bilirim. Karadeniz'e bu kadar çok yağış düşerken buralarda bu kadar kuru kalmamızı sadece küresel ısınma açıklayamıyordu bana. Artık hayatımızın çok önemli bir parçası haline gelen küresel ısınma konusunda Ankara Üniversitesi'nde görevli öğretim üyesi Doç. Dr. Ergin Duygu'nun yaptığı bazı açıklamaları okuduğumda birşeyler anladım.

İşte sebep: "Küresel loşlaşma"... Buna göre kısaca anlatacak olursak hava kirliliğine neden olan partiküller havadaki su buharına yapışıyor ve güneş ışınlarının yeryüzüne ulaşmasını engellemeye başlıyor. Yağmur ve kar gibi yağışların, yeryüzünden yükselen su buharları ve moleküllerin saf halde birleşmesiyle oluştuğu biliniyor. Bizim durumumuzda da loşlaşmaya neden olan tozlar, su buharlarının birleşip yağışa dönüşmesini önlediği için kuraklığa neden oluyor.

Doç. Dr. Ergin Duygu, küresel loşlaşma ile ilgili yapılan bazı araştırmalarda Asya, Avrupa ve Rusya'da güneş ışınlarının azaldığının tespit edildiğini, dünyaya ulaşan güneş ışınlarının ortalama yüzde 37 oranında azaldığının ortaya konulduğunu da açıklamasında belirtmiş.

Yani İstanbul gibi havanın gittikçe kirlendiği böylesine devasa metropollerde hava kirliliği üstte anlattığımız atmosferik senaryonun gerçekleşmesini sağlıyor.
Yazının tamamı için (CNN TÜRK) tıklayın

20 04 2008

Golf

Matematikçilerin biraz farklı bir bakış açısı mı var yoksa ;)

Bir rahip, bir doktor ve bir matematikçi golf oynamak için golf sahasına gittiklerinde görürler ki saha doludur. Fakat işin enteresan yanı o sırada oyun oynamakta olan yaşlı dört adam oldukça kötü oynamaktadırlar. Sonunda dayanamayıp yetkiliye şikayet ederler: -Evet kabul ediyoruz, sıra onların fakat siz çok iyi bir kulüpsünüz. Bu kadar kötü bir oyunun oynanmasına nasıl seyirci kalabiliyorsunuz… Bunun üzerine yetkili o kişilerin kulübün ortaklarından olduklarını ve hepsinin kör olduğunu, bu yüzden o kadar kötü oynadıklarını söyleyince papaz pişmanlık ve mahcubiyet içerisinde: -Ben papazım, lütfen herhangi bir ihtiyaçlarında beni şu kilisede bulsunlar… der ve apar topar gider. Doktor aynı şekilde: -Ben dünyanın en ünlü göz doktorlarından biriyim. Herhangi bir şikayetlerinde onlara yardım etmeyi çok isterim… der ve hemen evine doğru yola koyulur. Matematikçi ise gayet soğukkanlı bir şekilde sorar:
-İyi de niye gece oynamıyorlar?.. :))

Para üstü

Adamın biri kafeye gelir ve bir kola içer. Garson hesabı almaya geldiğinde fiyatı sorar. Kola fiyatının 2 lira 60 kuruş olduğunu öğrenir ve yirmi altı tane on kuruş demir parayı üstüste dizer. Garson tam parayı alacakken, bir vuruşta hepsini yere saçar. Birşey diyemeyen garson içinden söylene söylene paraları toplamaya başlar. Ertesi gün aynı adam, aynı garsondan bir kola ister. Hesabı öderken aynı şekilde yirmi altı tane on kuruş demir parayı üstüste dizer. Garson tam parayı alacakken, yine bir vuruşta hepsini yere saçar. Garson çok sinirlenir fakat birşey diyemez ve paraları toplamaya başlar. Bir sonraki gün aynı adam aynı kafeye tekrar gelir ve yine bir kola içer. Fiyatı sorar garsona. Neler olacağını bilen garson bezgin bir şekilde: - 2 lira 60 kuruş diye cevap verir. O da ne?.. Adam cebinden bir 5 lira çıkarıp uzatır garsona. Garson büyük bir keyifle yirmi dört tane on kuruşu üstüste dizer ve tam adam alacakken öncekilerden çok daha kuvvetli bir vuruşla paraları kafenin içine saçar. Adam hiç istifini bozmaz. Cebinden iki tane daha on kuruş çıkarıp atar diğer paraların arasına: -Boşver, bir kola daha ver bana… :D

15 01 2008

Bir nefes katran

Artık oturup da sigaranın zararlarını okumak veya dinlemek bana çok sıkıcı geliyor. Yıllardır duyduk, okuduk ve dinledik. Tamam sigara zararlı. Ama bir de bu videoyu izlemek lazım diye düşünüyorum. 400 sigaradan 7200 mgr katran elde edilen basit bir deney sadece. Ama vücutta biriken yağlı, yapış yapış ve zehir dolu olduğunu da söylemeye herhalde gerek olmayan katranı deney sonunda görebiliyoruz.

İçenler bunu izleyince bırakmaya karar verir mi bilemem ama en azından ne içtiklerini bir daha görmüş olurlar...

Katranın (zift) ne olduğunu bilmeyen var mı? En azından yollara asfalt dökülürken kullanılan o simsiyah ve yapışkan maddeyi hatırlarlar belki.

Bu arada sigara yasağıyla ilgili kanuna en çok sevinenlerden biri de benim. Sonunda dumansız mekanlarda rahatça oturabilmek mümkün olacak galiba. Zorla değil ya katlanamıyorum o dumana. Sonuçta bana göre geç kalınmış ama çok güzel bir karar. Umarım en kısa zamanda uygulanır da rahat bir "nefes" alırız.

Duyduğum en "sempatik" şarkı...

Bir gün bir müzik markette dolaşırken duydum ve o andan itibaren en sevdiğim şarkılardan biri oldu Pink Martini-Sympathique.
Çeşitli dillerden farklı parçaları bu kadar başarılı yorumlayabilen kendine özgü bir grup Pink Martini. Sahneye genellikle takım elbiseyle çıkıyor ve eğlenerek, kendi hallerinde gayet keyifli bir müzik yapıyorlar. İngilizce, İtalyanca, Japonca, Fransızca ve hatta son albümleri Hey Eugene'de ilk defa Arapça söyledikleri bir şarkıları bile var(Bukra Wba'do).
Türkiye'ye gelişlerini dört gözle beklediğim grubun bundan önceki 2 konserine gidemedim. Şimdilik sadece dinlemekle yetiniyorum. China Forbes'un harika sesini bir gün konserde de dinleme şansımız olacak umarım.
Bilmeyenlere Pink Martini'yi kesinlikle bir denemelerini tavsiye ederim...

Böyle kasaba adı olursa...

Kasaba adını nedense! ilginç bulan sunucu turizm informasyon bürosunu arıyor. Komedi dizilerinden tanıdığımız Roseanne Barr da program konuğu... Ortaya çıkan diyalog dinlemeye değer :))

09 09 2007

Yaz bitti

Koca bir yaz tatilini daha yiyip bitirdik. Neredeyse 3000 km. yol, bir sürü farklı deniz, bir sürü manzara, kano ve tekne gezileri, bolca yüzme, bolca uyku ve diğer bazı ayrıntılar... İşte tatilin kabaca bir özeti.

Arada bir fırsat buldukça bazı mekanları önceki yazılarımda tanıtmaya da çalıştım. Bazı resim ve videolar da çektiklerim içinden seçtiklerimdi. Diğer yaza kadar artık bakıp bakıp iç geçirmekten başka birşey gelmez elden. Güzel mekânlar gördüm, güzel günler geçti, hepsi ses ve görüntü hafızamdaki ayrıcalıklı yerlerini aldılar. Seneye yenilerini ekleyene kadar malzeme budur.

Neyse canım, biraz da serin havaların tadını çıkarma zamanı geldi. Zaten çok sıcaktı. Şimdi eşofmanı poları giyip rahatça, sıcaklamadan gezip tozma şansımız var.

Bu arada ciddi bir değişiklik de yaptım ve neredeyse 15 yıldır taktığım gözlükleri çıkarıp attım. Numaralı lens aldım sonunda. Neden daha önce kullanmadığımı bir türlü anlamıyorum. İnanılmaz bir rahatlık. Hala tereddüt eden varsa benden tavsiye, atın gözlükleri.
Yaklaşık 1 aydır yazı yazmıyordum. Nihayet bu pazar akşamında elim klavyeye vardı. Artık bu kadar ara vermemeyi umuyorum. Herkese iyi bir hafta dilerim.

02 08 2007

Alanya Kalesi ve Alanya günlüğümden notlar...

Hazır Antalya'dayken geçen hafta içinde 2 günlük kısa bir Alanya gezisi planlamıştım. Gitmişken de Alanya Kalesi, Damlataş Mağarası, Dim Çayı, Kleopatra Plajı, İncekum Plajı önceliklerimdi. Antalya'dan hız sınırları içinde kalırsanız yaklaşık 1,5 saatte Alanya'ya varabilirsiniz. 130 km.'lik yer yer deniz manzaralı güzel bir yol.
Kleopatra Plajı tarafında kalacak bir yer ayarlayınca ilk işim denize koşmak oldu. Kleopatra Plajı Alanya'nın batısında, Alanya Kalesi'nin üzerinde bulunduğu burnun batısında kalıyor. Yaklaşık 2 km. uzunluğunda mavi bayrak sahibi, ince kumlu ve oldukça da geniş bir plaj burası. Denizinin de oldukça güzel, kumluk ve berrak bir suyu var. Alanya'ya giderseniz bu plajda yüzmenizi ve günbatımını bu plajdan izlemenizi kesinlikle öneririm. Güneş plajın batısındaki tepelerin ardından batarken çok hoş renkler sunuyor. Buradaki otellerin fotoğrafçıları da bunu zaten güneş batmasına yakın kullanıyor ve müşterilerinin bol bol resmini çekiyorlar. Bir an için güneşin batışına değil de ters tarafa Alanya Kalesi'ne doğru bakınca ardarda sürekli flaşların patladığını görebiliyorsunuz. :)

Sabah kahvaltıdan sonra ilk işim Alanya Kalesi'ne çıkmak oldu. Saat 11 civarında oradaydım. Arabayla çıkacaklar için orada otopark olduğunu da söylemek lazım. Otopark için ödediğim ücret 2 YTL! İstanbul'dan sonra şaka gibi geldi tabii ki. :)

Öğrendiğime göre Alanya Kalesi'nin son hali Selçuklu dönemi eseriymiş ve Sultan Alaaddin Keykubat I. tarafından bugünkü ihtişamlı haline getirilmiş. İhtişamlı burası için doğru kelime çünkü surların toplam uzunluğunun 6,5 km. olmasının yanısıra denizden yükseklik ve manzara son derece etkileyici.

Tarih boyunca birçok defa el değiştiren şehir 13.yy.'da Kir Fard isimli bir Hristiyan Beyi'nin komutasındaymiş. 1221'de kuşatma sonucu Alaaddin Keykubat'a bırakılan şehrin ismi de fatihinin ismine ithafen Alaiyye olarak anılmaya başlamış. Bulmacalarda Alanya'nın eski adı sorulurdu hep. Alaiyye isminin de nereden geldiğini de öğrenmiş olduk. :) Son olarak da ulu önder Atatürk 1935'te şehrin adını Alanya olarak değiştirmiş.

Hemen yandaki resmi de kalenin bulunduğu tepeden doğuya doğru çektim. Liman tarafını ve Kızılkule'yi burada görebilirsiniz.


Alanya'da adı anılan diğer mekânlardan Dim Çayı açıkçası bana Saklıkent'in verdiği keyfi vermedi. Ayağını serin sulara sarkıtıp da yemeğini yemek isteyenlere kesinlikle Saklıkent Kanyonu'nu öneririm. Yine de Alanya'ya gitmişken Dim Çayı'nı görmekten zarar gelmez. Mekân gayet dinlendiriciydi tabii ki.

Dim Çayı tarafında öğlen yemeğini yedikten sonra da Damlataş Mağarası'na geçtim.

Damlataş mağarasının %98 nem içeren havasının özellikle astım hastalarına iyi geldiği söyleniyor. Alanya'ya gitmişken görmenizi tavsiye ederim. Mağaradaki sarkıt ve dikitlerin yaklaşık 15.000 yılda oluştuğu tahmin ediliyor.

Bu arada mağarada resim çekmekte çok zorlandım, nedense bir türlü istediğim netliği yakalayamadım. Yandaki resim içlerinde en iyi gibi olanıydı. %98 nem insanı öyle bir terletiyor ki bir noktadan sonra deneme isteği de azalmaya başlıyor insanda. :)

Alanya'daki bu son günümün akşamüstünü de şehrin yaklaşık 25 km batısında, Antalya yolu üzerindeki İncekum'da geçirdim. Buranın denizi de çok hoştu. İncecik bir kum ve sakin, berrak bir deniz. Burası da yüzmek için ideal bir yerdi doğrusu.

Son olarak da Alanya'da gece hayatını merak edenlere kesinlikle liman tarafına gitmelerini tavsiye ederim. Buradaki hayat yeterince renkli ve mekânlar arasında bazıları çok dikkat çekici. Gidecek olanlara bunu da duyurmuş olalım.

2 günlük bu kısa gezimle ilgili notlarım ve çektiğim resimlerin bazılarını görmüş oldunuz. Beğendiğinizi umarım. Her zamanki gibi herkese bol bol tatil dilerim...

30 07 2007

Filipinler'de bir cezaevinden

Filipinler'de Cebu şehrindeki bir hapishanede mahkumlar cezaevinin avlusunda Michael Jackson'ın Thriller klibini canlandırmışlar. Çok başarılı buldum, favorilerimden biri oldu bile. İyi seyirler... :)

20 07 2007

Koordinasyon

Bu videoyu gördüğümde inanamadım. Bu seviyede bir koordinasyon gerçekten takdire şayan. Duyduğunu bu kadar seri ve hatasızca el ve parmak hareketleriyle koordine etmek zor olsa gerek. Başlangıçtan itibaren yaklaşık 40 sn. kadar sabredin sonra şov başlıyor. Tüm sözleri bu uyumlu hareketlerde eksiksiz göreceksiniz.

15 07 2007

Kaputaş Plajını görmelisiniz.

Şimdi turkuaz dediğimizde herkesin gözünde mavi-yeşil arasında bir renk canlanır herhalde. Ama bu rengi gözlerinizle görmek ve içinde yüzmek isterseniz gitmeniz gereken adres Kaputaş Plajı'dır.

Burası Kalkan'dan Kaş tarafına doğru giden, o bir tarafında dağların dik yamaçları, bir tarafında da denizi gördüğünüz eşsiz manzaralı yol üzerinde bulunuyor. Kaş'a henüz varmadan önce bu cennet parçasına geldiğinizi zaten yol kenarında parketmiş arabalardan anlayabiliyorsunuz. Kaputaş Plajı'nda sadece deniz ve kum var. Burası yoldan geçerken durup denize girip birkaç saat geçirdikten sonra yola devam edebileceğiniz bir yer.Zaten buradan Kaş'a kadar arabayla en fazla 20-25 dk.'lık bir mesafe var. Gerçi ben arada durup manzaranın keyfini çıkarıp resim çektiğim için bu süreyi biraz! aştım ama değdi açıkçası. Arada gördüğüm bu manzaralar ayrı bir yazı konusu olacak resimleriyle beraber tabii ki. Yakında...

Kaputaş Plajı hakkında güzelliği dışında söylenebilecek bir bilgi olarak da şunu vermek gerekiyor: Alttaki resimde gördüğünüz iki dağ arasından gelen yeraltı suyu burada denize karıştığı için o harika rengi görmüş oluyoruz. Yani aslında bu renk güzelliği tatlı sudan kaynaklanmakta anlaşılan.

Kaputaş Plajı'nda denize sırtınızı dönerseniz göreceğiniz manzara... Resimde yukarıda karayolunu, korkulukları ve sürekli nöbet tutan jandarmanın kulübesini görebilirsiniz. Arabayı bıraktık da denize girerken birşey olur mu diyen olursa diye belirtmiş olalım. Arabayı parkedip 187 basamağı inmeye değer mi demeyin. Zaten inmek çok kolay ama çıkma kısmından bahsetmiyorum. :)
Burada denizin hemen derinleştiğini de peşinen söylemek lazım. Yüzme bilmeyen ve aynı zamanda uzun yaşamak isteyenler için burası iyi bir seçim değil.

Eh artık daha fazla uzatmak anlamsız.Resimler herşeyi yeterince anlatıyor sanırım. İstanbul'a döndüğümde geçen yıl burada çektiğim resimlerden de bir eleme yapıp genel bir manzarasını da burada yayınlayacağım. Ancak Google'da Kaputaş Plajı diye bir arama yapıldığında zaten gerekli bilgi ve resimlere kolayca ulaşabilmek de mümkün.

Son bir not olarak da burada gölgelik bir köşe bulmak imkansıza yakın. Bazı kayalıklar belli saatlerde ufak tefek gölgeler sunuyor ama siz yanınızda şemsiye bulundurun bence.

Ben burada yüzdüm, seneye de tekrar yüzerim, yollar da basamaklar da vız gelir açıkçası. Kaputaş Plajı'nı bilmeyenler biraz fikir sahibi olmuştur sanıyorum. Sonuç olarak kesinlikle yüzülmesi gereken bir deniz olduğunu düşünüyorum.

Gezi yazılarımı ve çektiğim resimlerin devamını burada yayınlamaya devam edeceğim. Herkese bol tatil dilerim.

10 07 2007

Deniz Kanosu (Sea Kayak) yapmış mıydınız?

Siz hiç denize kanoyla açılıp da batık şehirlerin üstünden kürek çekerek saatlerce dolaştınız mı? Deniz kanosu (Sea Kayak) Kaş'ta düzenlenen turlarla yapılıyor.
Sonunda 1 yıldır sayıkladığım deniz kanosu hayalimi gerçekleştirmiş bulunuyorum.

Okumaya üşenenler için peşinen söylemeliyim. Kesinlikle deneyin...

Şimdi de sebeplere geçelim. Öncelikle deniz kanosu kavramını ilk defa 2006 yılında bir TV programında anlatılırken görmüş ve geçtikleri rotayı görür görmez kesinlikle
yapmalıyım diye düşünmüştüm. Kaş, deniz kanosu, Kaş, deniz kanosu diye sayıklamaya başlamıştım bile o zamanlardan beri. Nihayet yaz geldi ve ben de geçerken akşam 4-5 gibi vardığım Kaş'ta ilk iş olarak deniz kanosu sormaya başladım. Aslında bu olay Sea Kayak olarak geçiyormuş bunu da orada öğrendim.

Kaş'ta Sea Kayak düzenleyen bir çok tur firması var. Aynı turlar tekne gezileri ve bazı alternatif gezileri de düzenliyorlar. Sea Kayak her turda her gün yok. Bazıları haftada 3 gün bazıları 5-6 kişi oldukça hareket ediyorlar. Benim gittiğim Sunken City adlı acenta beni Bougainville adlı acentaya yolladı ve ertesi gün için rezervasyon yaptırdım. Fiyat 55 YTL ve buna harika bir açık büfe yemek de dahil. Akşama da kalacak bir pansiyon bulup sabahı beklemeye başladım.

Kaş'tan tur aracıyla sabah 8.30'da Üçağız (Kekova) köyüne hareket ediliyor. Yaklaşık 50 km kadar bir mesafe ancak tur aracının hızıyla yaklaşık 1 saate yakın sürdü. Kaş'tan Antalya yönüne doğru anayoldan giderken Üçağız (Kekova) tabelasından sapınca yol tepeleri de aşıp harika manzaralar sunarak sizi sahile kadar götürüyor.

Altta gördüğünüz ilk videoyu sabah Üçağız (Kekova) köyüne giderken tepenin ardından manzara görününce çekmeye karar verdim. Durabilme durumum yoktu çünkü tur aracı önde gitmekteydi. Ama akşam dönüşte artık bağımsız olmanın avantajını kullanıp ikinci videoyu ve bazı resimleri de çekmek için durdum. Onlar da hemen altta zaten.



İşte bu manzaranın birkaç resmi de burada... Burada görülen kısımlardan kanoyla geçtik ve denizden görünüş daha da güzel. Tüm kalıntılar, evler, bir sürü mezar hepsini denizden görebilmek güzeldi. Deniz kanosunu (sea kayak) bu yüzden tavsiye ederim.

Sahile varınca kanoya atlayıp hemen küreğe sarılmıyorsunuz tabii ki. Çünkü tek veya iki kişilik kanonuzu seçtikten sonra rehberleriniz size dümeni kumanda eden pedalları, kürek çekmeyi ve denizdeki birkaç haberleşme işareti gibi gerekli bilgileri içeren bir anlatımda bulunuyor ve kanolarda dümenler için gerekli ayarlamaları yapıyorlar.

Tüm bu işlemler de bittiğinde 10.30 gibi denize açıldık. İlk durağımız alttaki videoda görebileceğiniz koy oldu. Yüzmek mi, resim mi, video mu derken ciddi kararsızlık çektim. Burası için fazla söze gerek yok aslında çünkü suyun güzelliğini zaten video ve daha alttaki slaytta bulunan resimleri gösteriyor. Ancak şunu söylemeliyim ki suyun altındaki harabeleri görmek ve oralarda yüzmek inanılmaz bir deneyimdi.

Üstte, çektiğim videoda gördüğünüz koyda 30-40 dk. kadar kaldıktan sonra tekrar kanolara atladık ve koydan çıkarak yüzmenin ve dalmanın yasak olduğu batık şehrin yanından dolana dolana geçtik. Burada rehberlerimiz batık şehir hakkında bizi bilgilendirdi.
Resimlerin üzerine tıkladığınızda açılan sayfada da üstüne tıklayarak orijinal haline kadar varabilirsiniz isterseniz.



Bir zamanlar buradaki evler sahildeki birer yazlık gibiyken büyük bir depremle 4-5 m. kadar batarak suyun altında kalmışlar. Yanlarından geçerken evlerin katlarını ve çatılarını ayırdetmek, aralarındaki suyollarını ve suyun altına doğru devam eden merdivenleri bu kadar yakından görmek çok hoştu.

Ardından Kaleköy'e ulaştık ve orada da 45 dk.'lık bir mola verildi. İsteyenler Kale'ye tırmandılar. Bense geçen yıl tırmandığım için bu yıl kıyıda gezinip resim çekmeyi ve yerel halktan birkaç kişiden Kaleköy hakkında bilgi almayı tercih ettim. Burada yaklaşık 160 kişi yaşıyormuş. Kıyıdan Üçağız köyüne yaklaşık 5 km. mesafe varmış ancak araçla değil ancak yürünerek gidilebiliyormuş. Dolayısıyla tüm ihtiyaçlar deniz yoluyla karşılanıyormuş. Tabii ki öğretmenlik damarım tuttu ve köyün okulunu da merak ettim. Konuştuğum iki çocuk köyün tek bir dersliğinin bulunduğunu ve burada birleştirilmiş sınıf şeklinde ilk 5 sınıfın ders gördüğünü, daha sonraki sınıflar için de Demre'ye gidip geldiklerini anlattılar.

Alttaki videoyu Kaleköy sahilinde çektim. Suyun ortasında kalmış mezarın yanından sonra kanolarla geçip kayalıkların arasından denize açıldık.

45 dk.'lık süremiz bittiğinde Üçağız'a varmak için tekrar küreklere asıldık. Saat 3 gibi Üçağız(Kekova) köyüne vardık. Tabii sabahtan beri kürek çekmek ve yüzmek inanılmaz acıktırmıştı ve burada açık büfe bir yemek bizi bekliyordu. Bu da harika bir güne mutlu bir son oldu...

Deniz kanosu (Sea Kayak) yapmak isteyenlere birkaç noktayı vurgulamak gerekli.
1) Kesinlikle güneş kremi bulundurun.

2) Kesinlikle yanınızda su bulundurun. Hatta büyük su olsun, denizin ortasında soğuk olmasa da içiliyor merak etmeyin.

3) Fotoğraf makinanızı, havlunuzu almak ve Kaleköy'de dondurmamı yerim, abur-cubur atıştırırım deyip de para bulundurmak isterseniz sırt çantanıza bunları atıp da yanınızda gün boyu takip eden motora bunları koyabiliyorsunuz. Kanoya bunları almak riskli çünkü olur da devrilirseniz yazık olur.

4) Ben seneye giderken makinama su geçirmez kılıf alıp kanoya makinayla binmeyi tasarlıyorum. Sudayken de resim çekmek hoş olacaktır.

5) Güneş gözlüğü ve şapkayı kanodayken takmakta fayda var. Çünkü molalar arasında en az 1 saat kadar kürek çekiyorsunuz.

6) Can yeleğini de veriyorlar ve takmak sahil güvenlik tarafından zorunlu tutuluyormuş.

Resimlerle ilgilenenler için de bir notum var.
Geçen sene batık şehri ve Kaleköy'ü içeren bir tekne turuna katılmış ve resimlerini çekmiştim. Özellikle batık şehre ait resimleri buraya ekleyeceğim ancak onlar İstanbul'da olduğu için 1-1,5 ay sonra döndüğüm zaman o resimleri de görmeniz mümkün.

Ulaşım: Begonvil Seyahat Acentasının internet adresi en kolay yöntem olacaktır sanırım. Bougainville Turizm Ltd. Şti.

08 07 2007

Herkese selamlar...

Foça'dan başladığım Ege ve Akdeniz turumda bugün Kaş'a vardım. Yarın sabah kano ile Üçağız mevkiinden açılıp yakın adaları kapsayan bir tura katılıyorum. 1 yıldır sayıkladığım deniz kanosu turunu nihayet yarın gerçekleştiriyorum. Çevre adacıkları ve koyları gezmekle geçecek harika bir gün olacağını tahmin ediyorum. Resimler ve videolar da çekmeyi planlıyorum. Yakında bu yıl keşfettiğim tüm cennet parçalarının resimlerine ve tanıtıcı yazılarına buradan ulaşabileceksiniz. Sitemi takip eden herkese selamlar sevgiler...

30 06 2007

Pitbull'dan da bu beklenir zaten :)

Şimdi önce bir adet Pitbull sahibi olduğunuzu düşünün. Daha bitmedi, biraz da civciviniz olsun. Şimdi bunları yanyana bahçeye bırakın ve olacakları görüntüleyin. Peki üşenenler için hazır görüntülenmişi aşağıda. Bakın bakalım neler olmuş. :))

21 06 2007

Mezuniyet resimleri

Sizlerle geçen o kadar zamanın sonunda da böyle bir eğlence yakışırdı. Keşke ayda bir falan dağıtsaymışız şöyle... :)
Şaka bir yana, sizler benim için herşeyin en güzeline layıksınız. Bu benim Irmak'ta çalışmaya başladığımdan beri katıldığım 3. mezuniyetti. Sizler kadar iyi bir arkadaş grubu görmediğim gibi bu kadar eğlenilen bir mezuniyet de olmamıştı hiçbiri. Böyle yorucu bir senenin sonunda çok güzel bir kapanış ve yıllar boyunca hatırladığımızda "ne güzel eğlenmiştik hep beraber" diyeceğimiz bir gece olmuş oldu.
Öğretmenlik hayatımda unutamayacağım kadar güzel bir öğrenci grubuydunuz. Sizleri özleyeceğim çocuklar, iyi ki varsınız.

Bir teşekkür de ailelerinize:

Böyle harika çocuklar yetiştirdiğiniz için hepinize sonsuz teşekkürler...

Not: Resimlere tıkladığınızda www.slide.com'daki orijinal slayta ve orada tıklayınca da orijinal boyutlara ulaşabilirsiniz. Sorun yaşayanlar haber verirse yardımcı olurum.

07 06 2007

Bacardi Mojito içenler el kaldırsın

Reklamın güzelliğine bakar mısınız...
...vee işte Bacardi Mojito nasıl yapılır diyenlere de tarifi hemen altta.
Bu arada yaz geldi ve tabii ki ipimizi koparıp gitmeye az kaldı.
Kocaman bir yiihaaaaa :)))

Müziği beğenenlere bir kıyak yapalım, alttaki linklerden iki ayrı versiyon indirilebilir.
Reklamdaki versiyon (4 dk.)

Remix (5 dk.)

20 05 2007

O sesin sahibi...

Don LaFontaine adını duymuş muydunuz? Diyelim ki sinemaya gittiniz, o gereksiz reklamlar bitti ve sıra film fragmanlarına geldi. Bir ses "This summer!...." diye başlayıp sıradaki filmi tanıtmaya başladı. İşte o sesin sahibi Don LaFontaine. Bu yüzden de adını duymadıysanız bile eminim ki sesini duymuşsunuzdur.

Sitesinde belirttiğine göre kendisinin bugüne kadar seslendirdiği 5000'e yakın film fragmanı, 350.000 kadar da reklam bulunuyor. Otoriteler tarafından da alanında tüm zamanların en başarılı kişisi olarak kabul edilen Don LaFontaine'in bu seslendirmeler sayesinde dolar milyoneri olduğunu da belirtmeden geçmemek lazım. 30 yıldır da kendi yerini alacak daha genç birilerinin henüz çıkmayışını "gençler ben ölene kadar beklesinler bir zahmet" diyerek ince ince alaya almakta kendisi.
Merak edenler için de Wikipedia'da Don LaFontaine sayfasında daha ayrıntılı bilgiler mevcut.

15 05 2007

Sabah uyanamayanlara...

Sabahları uyanma problemi yaşayanlar. İşte bu saat tam size göre. Bir düşünün! Sabahın köründe saat çalmaya başlıyor ve uyanmakta güçlük çekiyorsunuz. Yataktan çıkmak eziyet gibi geliyor.
İşte Clocky çalmaya başladığında bakın neler oluyor: Eğer efendi gibi uyanıp da alarmını kapatırsanız sorun yok. Ama bi süre uyanmayıp da alarmı kapamazsanız olabilecekler sabah sabah uykulu birini güldürür mü yoksa düşündürür mü denemek lazım. Eğer Clocky çaldığında uyanmaz ve alarmını kapamazsanız resmen çıldırıyor ve tekerlekleri sayesinde bulunduğu yerden atlayıp deli gibi kaçmaya başlıyor. :)) (Benden kaçan bir saatin ancak çıldırmış olabileceğini düşünüyorum). Bu ufaklığı susturabilmek için odada kaçtığı yerde yakalamanız gerekiyor. Yakalanana kadar çalmaya devam eden yaramaz saatin peşinden (muhtemelen) sürünürken uyku da açılmış oluyor mecburen. :))

Saati kovalarken artık elinizde bir süre sonra minik bir sopa mı olur yoksa pencere kenarına koyup da atlarsa kendi bilir mi dersiniz orası size kalmış tabii ama kabul etmek gerekir ki çok yaratıcı ve esprili bir yaklaşımla ortaya çıkan bir fikir var ortada.

Bir metre yükseklikten atlayabilen bu tacizci saat, hem ahşap hem de halı üzerinde rahatlıkla hareket edebiliyor. Clocky, 49.99 dolara (50 dolar değil neyse ki), farklı renk seçenekleriyle www.nandahome.com adresinde satılıyor.

Nanda firması günlük hayatta karşılaşılan ama belki de dikkati çekmeyen çok basit bazı problemlere yaratıcı çözümler üreten bir firma. Sitede Clocky dışında dizüstü bilgisayarlar için üretilmiş çözümleri de incelemeyi unutmayın bence. Tasarlamış oldukları dizüstü bilgisayar çantası" bayanlar için çok kullanışlı olabilecek bir ürün ve ayrı çanta taşımaktan kurtarmayı amaçlıyor. Amerika ve Kanada'da satış yapan firmaya internet üzerinden de sipariş vermek mümkün.

11 05 2007

Çok sevdiğim 8.sınıflarıma...

Maalesef artık gitmekte olduğunuza göre sizlere bir veda yazısı yazmam gerektiğini düşündüm. Maalesef dememe bakmayın siz, şu zor senenizi atlatmanıza seviniyorum tabii ki. Ama itiraf etmeliyim ki gitmenize de gerçekten üzülüyorum. Çünkü 3 yıldır bulunduğum Irmak'ta en keyifle ders yaptığım öğrencilerdiniz.

Şu geçen süre içinde yaptığım işi keyifle yapmak bir yana sizlerle birarada olmak benim için her anıyla son derece güzeldi. Bu kadar iyi yetiştirilmiş örnek birer birey olmanızın yanında sizlerden aldığım pozitif elektrik bana her zaman inanılmaz güç verdi. Sizler bana tüm yorgunluklarımı, tüm kızgınlıklarımı unutturabilen sihirli birer değnek gibiydiniz. "Merhaba hocaam" diye güleryüzle ve olanca sıcaklığınızla karşıladığınız o anlarda herşeyi bir anda unutup gidiyordum. Sadece ders yapmak da değil bahsettiğim, zaman zaman sınıftaki o neşeli anlar, karşılıklı esprilerimizle keyifli geçen birlikte güldüğümüz tüm o anlar... Düşününce o kadar çok şey var ki sizlerle ilgili olarak gözümün önünden geçen.

Geçen o kadar zamanda belki çok kişiye zor gelebilecek matematik dersini sizlere sevdirmek benim için öncelikti. Sizlere her zaman olumlu ve yapıcı bir tavırla yaklaşmaya çalıştım. Öncelikle sizlerin kendinizi sınıfta mutlu ve huzurlu hissetmenizi istedim. Çünkü biliyordum ki bunu başarırsam sizleri de kazanma şansım artardı. Umarım bunları yeterince başarmış ve sizleri kazanabilmişimdir.

Bu mesleğe başladığımdan beridir öğrencilik hayatımda karşımda görmek istediğim öğretmen gibi olmaya çalıştım. Yani öğrencilerini çok seven, dersini en iyi şekilde anlatıp faydalı olabilmek için tüm enerjisini veren, öğrencilerinin çekinmeden soru sorabileceği ve her zaman onlara olumlu yaklaşan bir öğretmen olmak istedim. Daima bu açıdan yaklaştığım öğretmenlikte sizler de harika birer öğrenci oldunuz ve bana güç verdiniz. Sizlerin sayesinde en yorgun anımda bile hep enerji buldum ve işime seve seve dört elle sarıldım. Daima sizlere derse gelirken son derece mutlu geldim ve sınıftan da mutlu ayrıldım. Hiçbir zaman beni üzmediniz. Hepinize bunun için ayrıca teşekkür ederim.

Umarım ki ben de sizlerde iyi anılar bırakmışımdır.

Lise, üniversite ve hayatınızın bundan sonraki tüm yılları başarılarla dolu olsun.

Çocuklar sizleri çok özleyeceğim. Tekrar görüşmek umuduyla...

10 05 2007

Dev dalgalarda sörf ve küresel ısınmanın farklı bir sonucu...

Bir sörfçü tarafından yakalanıp üzerinde sörf yapılmış olan kayıtlara geçmiş en büyük dalganın 70 feet civarında (yaklaşık 21,5m.) olduğunu biliyor muydunuz? 21,5 m. yaklaşık olarak bir binanın 4. katı gibi bir yüksekliğe denk düşüyor. Bu rekorun sahibi Peter Cabrinha. Kendisi bu rekoru 10 Ocak 2004'te Hawaii-Maui'nin kuzey sahili olan Jaws (yerel adıyla Paia veya Peahi) sahilinde kırmış. Tabii bu arada küresel ısınma arttıkça fırtınaların şiddetinin arttığı ve gittikçe daha dev dalgaların oluştuğu gözleniyor. Dolayısıyla geçmiş yıllardaki bu tip rekorların da gün geçtikçe geliştirileceği tahmin ediliyor. Elbette sörfçülerin cesareti ve biraz da şansı bunda etkili olacaktır.

Dev dalgalar kıyıya yaklaştıkça azalan derinlik nedeniyle yavaşlayıp gittikçe yüksekliği artan bir su duvarı haline geliyor ve gördüğümüz o ünlü şekillerini oluşturuyorlar.

Üstte gördüğünüz resimler de 2003, 2004 ve 2007 yıllarında Billabong tarafından yapılmış olan yarışmalarda çekilen ve bazıları da o yılki yarışmayı kazanan sörfçülere ait olan resimler.

07 05 2007

Biri bana anlatsın

Dün fizik ve kimyaya dair iki harika videoya rastladım. İkisi hakkında da bazı tahminlerim var ama işin içyüzünü bilenlerden doğrudan bilgilenmek lazım. Var mı gerçekten bilen beyler bayanlar? Kimyasal madde bilen, aşırı soğukta manyetizmanın nasıl etkilendiğini bilen? Araştırılacaklar listesine alındılar bile kendileri... :)

01 05 2007

Şirket yönetmek

Türk ve Japon şirketleri arasında bir kürek yarışı düzenlenmesine karar verildi. Her iki takım da performanslarının en üst düzeyine varabilmek için uzun ve zorlu bir hazırlık döneminden geçti. Büyük gün geldi ve iki takım da kendini hazır hissediyordu.

Japonlar yarışı bir kilometre farkla kazandılar. Yarış sonrası Türk takımı çok sarsılmıştı. Türk şirket yönetimi yarışın açık farkla kaybedilmesinin nedeninin bulunmasına karar verdi.

Yapılan araştırmalar, analizler ve uzun çalışmalar sonucu hata bulundu ve çözüm önerisi getirildi. Japonların takımında 8 kişi kürek çekiyor, 1 kişi dümencilik yapıyordu. Türk takımında ise 1 kişi kürek çekiyor, 8 kişi dümeni kullanıyordu. 9 kişilik Türk takımı Japonlarla bir yarış yapmak üzere yeniden yapılandı.

Yeni yapılanma şekli şöyleydi:
- 4 dümen müdürü,
- 3 bölgesel dümen müdürü
- kürek çekmekle görevli kişinin performansından sorumlu 1 dümen yöneticisi,
- ve 1 kürek çekme elemanı.

İkinci yarışı Japonlar iki kilometre arayla kazandılar. Tepesi atan Türk şirketi yönetim kurulu hemen harekete geçti. Yarışın kaybedilmesinden sorumlu tutulan kürekçi kovuldu ve müdürlere sorunun çözümüne olan katkılarından dolayı ikramiye verildi...

Google'da arama üzerine birkaç püf noktası

- Anahtar kelime seçiminde dikkatli olun. En doğru sonuç için fazla sayıda anahtar kelime seçin.
- İki ya da daha fazla anahtar kelimeyi bağlarken aralarına 'and', '&' veya '+' işaretlerini yerleştirin.
- Kelimeleri parçalı olarak aramak için '?' ve '*' işaretleri kullanılabilir. Tek harfi değişken yaparken '?' (?özlük: gözlük ve sözlük); kelime tamamlamak için ise '*' (tele*: telefon ve televizyon) işaretleri kullanılabilir.
- Anahtar kelimelerden hepsini ayrı ayrı listelemesi için kelimelerin arasına "|" işareti (Alt Gr+<) konmalıdır.
- Anahtar kelimeleri çoğul yazmak yerine tekil yazın.
- Anahtar kelimelerin yanyana bulunduğu sayfalara ulaşmak için kelimeleri çift tırnak ("Hakkı Devrim") içine alın.
- Anahtar kelimelerden, listelenmesini istemediklerinizi yazmak için başına '-' işareti koyun. Örneğin -Hakkı Devrim yazarsak, içinde Hakkı kelimesi olmayan Devrim sonuçlarını listeler.
- İçerisinde mutlaka geçmesini istediğiniz kelimeleri yazarken başına '+' işaretini koyun.
- Hem Hakkı, hem de Devrim kelimelerini barındıran sayfaları listelemek için "+hakkı +devrim" yazmanız gerekir.
Kaynak: Hürriyet

Gölge dansçıları-Pilobolus

-Altta izleyebileceğiniz Hyundai reklamındaki grubun adı Pilobolus. Yalnızca insan bedenini kullanarak oluşturdukları gölgelerle yaptıkları şov gerçekten de çok başarılı. Denge konusunu çözüp bitiren bu arkadaşlar bir alttaki videoda görebileceğiniz gibi 2007 Oscar törenlerinde de sahne almışlar.
Connecticut orijinli bu grup son derece atletik ve yetenekli dansçı ve koreograflardan oluşuyor. Her yıl yaptıkları farklı ve özgün gösterilerle tanınıyorlar. Kâr amacı gütmeyen ve çeşitli fonlar tarafından desteklenen grubun bu gösteriler ve yaratıcılıktan bekledikleri karşılık ise özetle dans tiyatrosuna daha çok ilgi çekmek olarak ifade edilebilir.

Bu arada merak edenler için Pilobolus üstte de resmini gördüğünüz bir mantar türünün adıdır.

25 04 2007

Bayanlar araba kullanabiliyor mu?

:) Ne o, başlığa kızdınız mı? Siz cevabı evet olanlardan mısınız? Yoksa bir an için şüpheye mi düştünüz? Cevabınız ne olursa olsun önce Vicki Butler-Henderson'ı izlemenizi öneririm. Kendisi BBC'deki Top Gear ve ardından da yine bir İngiliz kanalı olan Channel 5'teki Fifth Gear programında test pilotluğu ve sunuculuk yaptı. Kariyeri bunlar gibi bir yığın çalışmayla dolu olan pilotumuzun esas ilgilendiğim yönü araba kullanırken aldığı keyif, kendine olan güveni ve tabii ki tüm bunları sonuna kadar haklı çıkaracak kadar olaya hakim olması. Neyse lafı uzatmaya gerek yok. Burada kim kullanır kim kullanamaz muhabbeti yapmayı düşünmüyorum. Ama hakkını vermek lazım Vicki güzel kullanıyor...

Bu arada piste çıkıp eğlensek keşke biraz :) Mesela ilgilenenler katılanlar olsa da bir gün go-kart yapmaya gitsek diyorum. Kimse var mı orada?

24 04 2007

Yaratıcılık

İşte yaratıcılığa harika bir örnek. Zeka ürünü bir reklam. Hafif! bir abartı ve mesaj yerini kolayca buluyor. Eh, ürün de hiç fena değil hani . :)

22 04 2007

Atatürk'ün konuşması-1925


Atatürk'ün 1925'te Atatürk Orman Çiftliği'nde Amerika'ya yönelik konuşması. Ne kadar şık, karizmatik ve kendinden emin bir lider olduğunu bir kere daha görebilmek çok güzel. Bu görüntüleri daha önce görmemiştim. Keşke bugün dış politikada ve diğer tüm alanlarda da onun yarısı kadar bile olsa iyi devlet adamlarımız olsa. Herşey çok daha farklı olurdu. Onun gibi bir lidere ne kadar da ihtiyacımız var aslında.

Bu arada videoyu gönderen arkadaki kişinin Amerikan büyükelçisi olduğunu belirtmiş.

Phytagora's Switch


Çoğu zaman bir Youtube videosu 9 dk.'lıksa izlemem aslında. Ama bu videoyu izledikten sonra bu kararımın ne kadar yanlış olabileceğini düşünmeye başladım. Sabırla bekleyip kesinlikle sonuna kadar izlemeye değecek güzellikte Goldberg Düzenekleri göreceksiniz . Japonların çalışmaları son derece zeka ürünü ve beceri gerektiren sonuçlar ortaya koymuş yine. İzleyin görün diyorum. Ülkemizde neden bir Goldberg düzeneği yarışması yapılmıyor acaba...

Bu arada Phytagora Switch aslında Goldberg düzeneği olarak anılan mekanizmaların ta kendisi.

1729'un hikayesi :)

Srinivasa Aiyangar Ramanujan ( 22 Aralık 1887-26 Nisan 1920, Hintli matematikçi).

Güney Hindistan'da doğmuştur. Ailesinin maddi durumu pek iyi değildi. Matematiğe olan ilgisi çok küçük yaşından itibaren kendini göstermişti. Ramanujan çok çabuk hesap yapabilen, okula başladığı ilk yıllarda ödüller kazanan bir çocuktu. Matematiğe olan ilgisi, sadece matematiğe ve matematikle ilgili olan derslere merakı üniversiteye girmesine engel olmuştu. Dinsel sebeplerden ötürü de biyoloji dersine girmeyi reddetmişti.

Ramanujan, evden kaçmayı denemiş, üniversite değiştirmiş, diğer derslerden yine kaldığı için burs hakkını kaybetmiş. Sonunda içine kapanık, kaybeden olarak tabir edilebilecek biri olmuş. İki yıl hiç dışarı çıkmadan eve kapatmış kendini. Bu zaman zarfında bir şekilde eline geçmiş olan ne herhangi bir açıklama, ne bir ispat bulunduran bir formül kitapçığını okumuş durmuş.

20 yaşına geldiğinde annesi onu evlendirmeye karar vermiş. Artık evli bir adam olduğunda evine ekmek getirmek için iş aramak zorunda kalmış. Pek dikkat, özen gerektirmeyen bir işe girmiş, boş vakitlerinde formüller yazıp çizmeye devam etmiş.

Bunları ilk kez 21 yaşında İngiltere'ye zamanın ünlü matematikçilerine göndermiş. Bir kaç cevapsız mektuptan sonra Godfrey Hardy'den cevap gelmiş. Zamanın iki ünlü matematikçisi Hardy ve Litllewood birlikte Ramanujan'in gönderdiği bazı formüllerin ispatlandığını, ama diğerlerinin ispatlanamayacak kadar zor olduklarını farketmiş ve kendisini İngiltere'ye davet etmiş.

Ramanujan ilk başlarda yine dinsel sebeplerden ötürü ailesinin karsı çıkmasına rağmen (Brahmanların su üstünden geçme yasağı, yurtdışında uygulayamayacağı ritüel yemek talimatı vs.) onları ikna etmesini başarır ve 1913 yılında İngiltere'ye gider.

Hardy'nin yardımlarıyla Trinity College'de eğitimini en iyi şekilde tamamlar, birçok formül altına imzasını atar. Ramanujan bulduğu formülleri gece rüyasında kanlı harflerle duvara yazılı şekilde gördüğünü söyler, Hardy'ye bu formüllere ispatlamak ya da ispatlamaya çalışmak kalır.

Genç yaşında yakalandığı verem hastalığı sebebiyle 18 ayını bir sanatoryumda geçirmek zorunda kalır. Çıktıktan sonra kendini hastalıktan, yalnızlıktan, memleket hasretinden, alışamadığı hava koşullarından, yemeklerden ötürü olsa gerek o kadar kötü hisseder ki Londra'da bir metronun önüne atlayarak intihara teşebbüs eder, kurtarılır.

Tekrar hastaneye kaldırılır. Burada efsanevi 1729 hikayesi yaşanır. Bu numara Hardy'nin kendisini ziyarete gelirken bindiği taksinin numarasıdır ve Ramanujan taksinin numarasına bakıp, 'çok ilginç' der. Büyük matematikçi Hardy, Ramanujan'ın neden söz ettiğini anlamaz ve ne demek diye çıkışır. Aklını rakamlardan başka şeylerle meşgul etmeyen Ramanujan, 1729'un iki farklı biçimde iki sayının küplerinin toplamı olan en küçük sayı olduğu söyler:

1729 = 12^3 + 1^3 = 10^3 + 9^3
Ramanujan evine dönmek için 1. Dünya Savaşı'nın bitmesini beklemek zorunda kalır ve evine döndükten iki yıl sonra vefat eder.

Ölmeden önce bir eşitliği bulmuş ama ispatlamaya ömrü yetmemiş.

Matematikçiler arasında şöyle bir inanç vardır. "Ramanujan söylediyse doğrudur"

Kaynak: Wikipedia

21 04 2007

Russell paradoksu

Daha önce paradoks duymayanınız var mı? Russell paradoksunu duymuş muydunuz? Hep klasik olarak "Ben Girit'liyim ve tüm Giritliler yalancıdır" paradoksunu ve benzeri birkaç paradoksu daha duyardık. Aşağıda Bertrand Russell'a ait olan ve Russell paradoksu olarak anılan örneği biraz da açıklamaya çalışarak veriyorum.

"Elimizde bir A kümesi var. Diyelim ki A kümesi kendi kendini içinde barındırmayan kümelerden oluşan bir küme olsun.
Bu durumda iki seçenek var:
1) A kümesi kendi kendini içinde barındırırsa, kendi kendini içinde barındırmayan kümelerin kümesi olmaktan çıkmış olur.
2) Eğer A kümesi kendi kendini içinde barındırmazsa, bu durumda A kümesi eksiktir ve tanımı yine bozulmuş olur. Çünkü kendi kendini içinde barındırmayan tüm kümeleri kapsamamaktadır
."

Birçok kişiye biraz daha karmaşık gelmesi muhtemel olsa da sevdiğim bir örnek bu. Doğrusu biraz daha matematiksel bir bakış açısı gerektirdiği de ortada. Ama anlaşıldığında aynı diğerleri gibi hoş bir örnek olduğunu göreceksiniz.

Tatil manzaraları... (2006)